Mutsuzluğun ayrılmaz mermerliği

Mutsuzluğun ayrılmaz mermerliği

HER şehit haberiyle fazladan hastalanıyor kalp. Bir omzuna kuzgun konuyor, bir omzuna “guk”u çıkmayan bir kumru, ezik. Kuzgunun ağzı bedduadan geçilmiyor. Kuzgunun ağzı lanet kokuyor. Zira acı kocaman. Zira lanet, acının kanında var.
Bir şehit cenazesinde birçok görüntü oldu. Fakirliği görüyorsun. Kimsesizliğin kalabalığını. Çocuk bir bahemen yan, “Amca, amcam benim” diye ağlıyordu misal.
Amca mı? Az çok varsıl, az çok kentli ve kendisine ilişkin sosyal ağları kurabilmiş meydana gelen bir bayan amacıyla amcanın ölümü, olsa olsa hüzünlü bir iç çekiştir. O fakat erkek çocuğu ya da eşi can verdiğinde bu civarı gözyaşı döker, bu şekilde haykırır; amcası amacıyla değil.
Bir erkek çocuk amacıyla her bayan paralanır. Şayet amca amacıyla değil. Okumaya devam et

Fikir ekimi

Fikir ekimi

INCEPTION/Başlangıç filmini izleyenler, başkalarının rüyalarına girip bilgi aşırmayı “meslek” haline getirmiş “rüya takımı”nı gayet sıkı hatırlayacaktır. Günün birinde çeşitli bir teklifle karşılaşmıştı ekibimiz; fikir aşırmayı değil, bir fikri ekmeyi, olmayan bir düşünceyi muhatabın beynine yerleştirmeyi başarabilirler miydi? Evet, başarırlardı. Pratik olmayacaktı. Bir insanın kendisine verilmiş bir düşünceyi bizzat düşüncesi benzeri kabullenebil-mesi amaçlı o bireyin geçmişindeki travmalara hitap etmek, kişiliğindeki çatışmalar aracılığıyla onaylanan bir kurgu oluşturmak ve son kertede “olumlu” hissiyatları harekete geçirmek gerekiyordu. Çünkü arbede ne civarı kuvvetli olursa olsun, barışma ve arınma arzusu baskındı. Bu bölüm farklı.
Muhatabın zihnine, “Ölen babamın şirketini parçalayacağım, çünkü benden nefret ediyordu” fikrini ekmek amaçlı gereksinilen senaryo belki ek olarak kolaydı, ama başarı talihi düşüktü. “Babamın şirketini küçültmem gerekmektedir, çünkü olması gerekli olan bu, esasen o da bizzat yolumdan gitmemi isterdi” fikrini ekmenin yöntemleri ek olarak karma karışık olmakla birlikte, birey bünyesine ek olarak uygundu.
Günümüzde fikir ekimi işini genellikle basın inşa ediyor. Çünkü çağdaş toplumda insanın, başkalarının deneyimleriyle karşılaşması genellikle basın aracılığıyla oluyor; şahit olunan tecrübelerin çoğalması, o deneyimleri yorumlayanların takip edilmesi ise anında her süre bir “fikir” uyandıracak güçte oluyor. Okumaya devam et

SEN HANGİ ACININ YANDAŞISIN


SEN HANGİ ACININ YANDAŞISIN

Normal koşullarda benzer konudan çeşitli sebeplerle yara aldığınıylari devam eden grupların her birinin acısına kulak kesilenlere, doğruluk ne ise onun altını çizmek isteyenlere “vicdanlı” denilir. Hemen “şaşkın” veyahut “şapşal” deniliyor. Mantıklı meydana gelen, marjinalliğe itiliyor.
“Bir fikri, bir duruşu” meydana geldiğini argüman edenlerin insan seçerken öğrenmeye çalıştıkları bir bir birşey var artık: “Sen hangi acının yandaşısın?”
Eskiden meşrebine ve hayat görüşüne yönelik Deepak Chopra’ya veyahut Osho’ya sardıran, yahut Mevlânâ ile Bediüzzaman okuyup başkaca bir şeyle ilgilenmeyen insanlara acırdım. Hemen ise arzu eder seküler olsun ister inançlı, keşke her biri o yoldan belli bir süre geçseymiş diyorum. Okumaya devam et

ADAM, KADINDAKİ DEĞİŞİME AYAK UYDURAMIYOR

ADAM, KADINDAKİ DEĞİŞİME AYAK UYDURAMIYOR

Çünkü kadın değişti. Bayanların avantajsız şartları düzeltme konusundaki kararlılıkları arttı; bizzat kendilerini tasavvur etme şekilleri farklılaştı. Bilek gücüne değil, organizasyona, tasarıma, el emeğine, işbirliğine, bağlantıya ehemmiyet verici sektörler, iş sahaları kadınlara getiri ele geçirme mananında kocaman bir meydan açtı. Bayanın haklarını koruma dili de vücut dili de değişti. Adam bu değişimin arkasında kaldı. Hazmedemiyor.
Eskiden kadın, işsiz zayıf, dayakçı, üstelik içki müptelalısı kocasını “Her şeye nazaran kocamdır, çekmeliyim, yabancı ne yapabilirim ki, dul bir kadın olarak hayatını sürdürmek daha zor” der, kocasının her türden sakilliğine, itaatsizlik enbaşta olmak üzere her aculluğuna katlanırdı. Çoğalış katlanmıyor ve adam bunu hazmedemiyor.
Eskiden boşanmak talep eden kadına, “Benden ayrıl da gör bakalım sürünmek ne türlü olurmuş!” diyen ve boşanmak talep eden bayanın en kocaman cezasının bizzat isteği olacağına inandığı amaçlı tetiğe sarılmayı faydasız bulan adam, Okumaya devam et

Kürt sorunu alışkanlıkları

Kürt sorunu alışkanlıkları

KASTAMONU’da tertip eden saldırı buna bağlı olarak şehit meydana gelen zabıta Recep Şahin amaçlı Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Başbakan’ımıza geçmiş olsun diyorum, gerçekten geçmiş olacağını umarak. Çünkü Başbakan konvoyuna saldırı tertip etmenin içerdiği “iddia” fazlasıyla kaygı vericiydi. Bilindiği benzeri saldırıyı TERÖR üstlendi, fakat hangi TERÖR sualinin yanıtı halen muğlak.
Bu mevzunun gözüken tarafları; oturmuş devlet, devlete devlet eden yürütmenin baş, TERÖR (ve çoğalış derin TERÖR) ve Kürtler yerine politika yapanlar, Türk halkı.
Devletin, TERÖR’nın baş Abdullah Öcalan ile farklı seviyelerde görüşmeler yürüttüğü söyleniyor ve bu müzakerelerde Okumaya devam et

Dindarlaştırma projeleri dine uyumlu mu

Dindarlaştırma projeleri dine uyumlu mu

BAŞBAKAN “dindar nesil”i esasında “mutlu nesil” olarak kullanıyor. “Dindarlık olmasın da çocuklar tiner mi çeksin?” şeklindeki ifadelerinden, “Söylediğimiz insan formatlamak değil” izahından, bir bul “laiklik” vurgusunu yinelemesinden anladığım odur ki, Erdoğan keyifli, kişilerin birbirini sahiplendiği, sokağa ve suça itmediği bir topluluk için reçete olarak görüyor dindarlığı. Eh, esasında her inançlı bu şekilde düşünür, bu şekilde düşünmese inançlı olamaz.
Ancak kişinin görüşü ve seçimi değil, bir hükümet adamının devleti bağlayan bir “inşa” sözü vermesiydi tartışmalı meydana gelen. 3 Şubat Cuma bugünü yayınlanan yazımda demiştim. Devletin dini din ve özgürlüklerle alakalı beklentisi mahaline getirme benzeri bir misyonu var, ama bir dindarlık tanımını projelendirip onu millete dayatma, ülkeyi yetiştirme yurdu benzeri telakki etme misyonu ve hakkı yok. Bununla Birlikte bana göre, pratikte de çökmeye mahkûm bir proje bu. Okumaya devam et

Vermeyince mabut, ne yapsın Maarif

Vermeyince mabut, ne yapsın Maarif

ÇOK yazıldı, konuşuldu şayet af buyurulsun, Zabıta Akademisi’nin kıtır başkanı Profesyonel. Dr. Remzi Fındıklı’nın “Hasılı Kelam” isimli derleme kitabı değinmeden geçeceğim türde bir “eser” değil.
El hak, Remzi Fındıklı’nın kitabında “Askeri müzik ne civarı müzik ise, askeri haklar da o civarı hukuktur” benzeri manalı sözler de var. Şayet alıntılayan ile ilgili haber verici ve bir çuval inciri perişan eden sözler de görmezden gelinecek benzeri değil. Misal: “Fakirlik fikirsizliktir, yoksulun aklı olsa, fukara olmazdı.””Demokrasi bir sağduyu rejimidir, sol kulağını kapatırsan aklıselim olursun.””Demokrasi vasat kişilerin yönetimidir.””Bal arıdan, dövüş karıdan olur.”
Ben buna aynı lafları anneannemin annesinden işitirdim. O da 103 yaşındaydı, “Padişahım bir sürü yaşa”diye bağırdığı günleri hatırlıyordu, “demokrasi” aklına yatmıyordu. Şayet Allah var, ondan dahi “15’inde kız ya erde ya yerde Okumaya devam et

Takiye’ye yer yok

Takiye’ye yer yok

TÜRKİYE’nin içinden geçmekte meydana geldiği kriz, yakın geleceği değiştirecek. Geçmişi değiştirmeye başladı dahi. Hüküm çoğalış polemik konusu ve Mümtaz’er Beyefendi kusura bakmasın, kimse “hukukun buz benzeri uslu bir aklı”olduğuna filan inanmıyor çoğalış. Esasında bu yepyeni de değil. Aşama Ergenekon ve Balyoz iddianameleri oluşturulurken ve davalardaki usulsüzlükler sürerken kırılmaya başladı. Dik perdeden itiraz edilemiyor meydana gelmesinin iki sebebi vardı:
Davaların askeri vesayeti tasfiye edeceğine, başka bir deyişle Ülkemiz amaçlı hayırlı olduğuna duyulan güven.
Davaları yürütenlerin “iyi insanlar” olduğuna, ulusal istem üzerindeki kementleri söküp atmaya inanmış bireyler olduklarına duyulan güven.
O sıkı vatandaşlar sistemi, sistemin işlediği suçlarla yüzleştirecekti. Son hükümet, devletin sağladığı güçten yararlanarak halkın istemini her fırsatta yok sayan, halkın tercihlerini “teferruat” olarak görenlerle hesaplaşacaktı. Okumaya devam et

Baraj mevzusunu çözmek mi, barajı yıkmak mı

Baraj mevzusunu çözmek mi, barajı yıkmak mı

NASIL bir tesadüf ya da tevafuk ise bakın Allah’ın işine, AYM’ye isabet iştirak eden, binlerce dosya arasından o müracaat oluyor. AYM tercih barajından müşteki meydana iştirak eden partinin müracaatını içerir dosyayı öyle ki “seçerek” konuyu incelemeye başlıyor. Haşim Kılıç “Hak ihlali olduğuna hüküm verilirse baraj kalkabilir”diyerek Anayasa’nın “değişikliklerin bir sene içerisinde yürürlüğe girmeyeceğini” hükme bağlayan kararini yok saydığını düşündürtecek biçimde kararın 2015 seçimlerini bağlayabileceğini anlam etmekte.
Haşim Kılıç ve AYM’nin mevzubahis dosyaya karşı “seçici ilgisi” hiç şüphesiz “siyasi bir ilgi”, hukuksal değil. Dahası, 2013’te AK Parti aracılığıyla gündeme getirilmiş tercih sistemi tekliflerine burun kıvırıp görmezden gelenlerin bu sabah meydana çıkıp AYM’ye alkış tutmaları ikiyüzlülükten yabancı bir birşey değil. Okumaya devam et

Hamile bayanlar ve Tuğrul İnançer

Hamile bayanlar ve Tuğrul İnançer

MUTASAVVIF kişiliği, fikri biribir takım, hitabeti ve hem de “postnişin” konumu sebebiyle bildiğimiz ve sevdiğimiz Tuğrul İnançer’in o sözlerini duyduğumda ben de şoke oldum. Gebe bayanların sokağa çıkmasını edepsizce bulduğunu anlam ediyordu. İşe giden, personel, akşam yemeğini hazırlamak amaçlı şişen bacakları ve ağrıyan beliyle pazara gidip gündelik alışverişini inşa etmek zorunda meydana gelen tüm kadınları yargılayan bir davranış almış ve tüm gebe kadınları bir lahzada işaretleyen bir anlam kullanmıştı.
Kadınları kendisiyle isabet görmeyen, bir sürü ek olarak ileri bir pozisyon meydana gelen vesile eşitliğini esasen hiç gündemine almayan erkeklerin düşünme kalıpları içerisinde kadını yasal ve saygı duyulan duruma getiren tek makam annelikti, o makam de “sokağa çıkmakla” dahi edebe mugayir yaftası yemek bir pozisyona geriletiliyordu. Okumaya devam et