TRUMAN VE YILANIN KUCAĞINDA

TRUMAN VE YILANIN KUCAĞINDA

İspanyol yöneten Cesc Gay’in Goya Ödülleri’nde en güzel film dahil olmak üzere 5 hediye ansızın galip gelen filminde bir arkadaşlık hikâyesi anlatılıyor. Öğretmenlik yapan Tomas, aktör dostu Julian’ı ziyaret eder. Yıllardır birbirini tanıyan bu iki dosta Julian’ın köpeği Truman da katılır. Komedi ile dramı birleştiren sürprizli ve duygusal “Truman”, şenliğin en dokunaklı filmlerinden biri olabilmektedir. Filmin başrollerinde Arjantinli oyuncu Ricardo Dorin ile İspanyol aktör Javier Camara var. Okumaya devam et

Eski sevgili gerilimi

Eski sevgili gerilimi

Başrollerinde Ralph Fiennes, Tilda Swinton, Matthias Schoenaerts ve Dakota Johnson’un oynadığı, Luca Guadagnino’nun yönettiği “Sen Benimsin” (A Bigger Splash), 1969 imalatı bir Fransız filminin yeniden çevrimi.
İtalyan yöneten Luca Guadagnino, 2009 imalatı “Benim Hamle Aşk”(Io sono l’amore) isimli filminde, tekstil fabrikası sahibi Milanolu bir burjuva serisinin evrensel anapara aracılığıyla yutulması sürecini aşk hikâyeleriyle paralel olarak anlatmıştı. Filmin güzel yanlarından biri, Guadagnino’nun 60’ların, 70’lerin biçimci ve sembolik sinema dilini kullanmasıydı. “Sen Benimsin”, anlatım olarak şuanki sinemasına ek olarak yakın. Şayet öykü, yeniden benzer senelerden geliyor. Film, Türkiye’de “Sen Benimsin” isimiyle vizyona giren “La Piscine” (1969) isimli Fransız filminin yeni çevrimi. Okumaya devam et

Woody Allen usulü melodram

Woody Allen usulü melodram

Usta yöneten Woody Allen, 1930’lu senelerde Los Angeles ve New York’ta geçtiğimiz “Cafe Society”de, melodramları anımsadan bir aşk hikâyesini kendine has tarzıyla anlatıyor. Filmin başrollerinde Kristen Stewart ile Jesse Eisenberg var.Woody Allen bir sürü başka hikâyeler anlatsa da temaları birçok değişmez. Aşka, peri masallarından uzak bir gerçekçilikle yaklaşır ama romantizmden vazgeçmez. Cinsel ihtiras, filmlerinde en hakikat ve kuvvetli duygudur. Diğer taraftan, merak ve ikilem dolu gençler her süre alaka sahasına girer. Aynı “Cafe Society”de meydana geldiği benzeri…
Bakmayın siz “Cafe Society”nin 1930’lar Hollywood’u üst kısmına çekilmiş gösterişli bir aşama filmi benzeri başlamasına ve öyle ilerlemesine… “Cafe Society” özünde çocuk vatandaşlar ve aşk üst kısmına ironik bir melodram. Okumaya devam et

Panama’nın ‘demir yumruğu’

Panama’nın ‘demir yumruğu’

Başrollerinde Edgar Ramirez ile Robert De Niro’nun oynadığı “Demir Yumruk” (Hands of Stone), gelmiş geçmiş en güzel boksörlerden biri olarak gösterilen Panamalı Roberto Duran’ın hayat hikâyesini ifade eden çabuk tempolu bir spor filmi.
Boks filmleri, yalnızca ringdeki mücadeleyle alakalı değildir… Boksörlerin yabancı arzuları, saklı amaçları vardır. Mesela Rocky, olağan bir yol serserisi olmadığını ispat etmek amaçlı çıkar ringe. “Kızgın Boğa”da Jake LaMotta, bizzat ruhuna karşın dövüşür. Ring, seyirciler amaçlı de rekabet ve mücadeleyle geçtiğimiz yaşamın simgesidir. “Demir Yumruk”ta da vaziyet değişmiyor. Roberto Duran, yalnızca yoksulluktan arınmak ve hayat şampiyonu olmak amaçlı boks yapmıyor. Ringe çıktığında ülkesi Panama yerine AMERIKA BIRLEŞIK DEVLETLERI’ye karşın da “savaşıyor”… Okumaya devam et

SAFLIK ÜZERİNE BİR FİLM

SAFLIK ÜZERİNE BİR FİLM

Yönetmen Jared Hess filmin mizah anlayışını daha bir sürü karakterler üzerinden şekillendiriyor. Her biri AMERIKA BIRLEŞIK DEVLETLERI’nin fenomen komedi oyuncuları aracılığıyla canlandırılan karakterleri izlerken senaryonun gerçekleri pas geçip abartıya meylettiği kısımları farketmek olası. Mesela, The Hangover serisiyle şöhrete erişen Zach Galifianakis, David Ghantt karakterine tam da bizzat stilinde bir yorum getiriyor. Daha önce anlardan, elbiseleri ve saçıyla yüzünüzde gülümsemelere ne sebeple meydana gelen Ghantt, saflığı, naifliği ve beceriksizliğiyle filmi sürükleyen bir karakter. Kaldı ki, “Aptallar Çetesi” aptallıktan bir sürü saflık üst kısmına bir film. Ghantt, paradan ziyade eskiyen mesai dostu Kelly’ye duyduğu aşk sebebiyle giriyor soygun işine… Ghantt’ın naifliği, bir zaman daha sonra Kristen Wiig’in inandırıcı bir yorum getirdiği flörtçü Kelly’yi de değiştiriyor. Okumaya devam et

ÖTEKİLEŞME KORKUSU

ÖTEKİLEŞME KORKUSU

Juan ve Kevin’in hikâyeleriyle beraber “Ay Işığı”, kenar mahallede büyümenin acıları üzerinden şekilleniyor. Afrika orijinli Amerikan gençliğinin uyuşturucu madde bataklığına dönüşmüş mahallelerde neler içinde bulunduğu üst kısmına bir sürü film seyrettik. “Ay Işığı”nın farkı, çeteleri, tabancası, polisi işe karıştırmaması… Yöneten ve yazar Barry Jenkins suçun cazibesini bir tarafa bırakıp mahalledeki erkeklik kültürüne odaklanıyor. Yetim, uyuşturucu madde müptelası bir anneyle yükselen Chiron, çocukken çeşitli olmanın cezasını çekmeye başlıyor. Ergenlik döneminde ödediği bedel ağırlaşıyor. Problemi, içerisinde bulunan şiddeti özgür bırakıp, hakikat hislerini bastırarak çözmeye çalışıyor… O mahallelerdeki çocukların yalnızca olgunlaşması değil, duygusal olarak bizzat kendilerini tanımaları, hakikat kimliklerini bulmaları zor. Aşk, dahi ruhu özgürleştiremiyor… “Ötekileşmek”korkusu her şeye baskın çıkıyor. Okumaya devam et

Orada bir il var uzakta

Orada bir il var uzakta

Başrollerinde Charlie Hunnam ile Sienna Mşehirler’in oynadığı, James Gray’in yönettiği “Kayıp Il Z”(The Lost City of Z), 20. asır başlarında Amazonlara yaptığı yolculuklarla bilinen İngiliz kâşif Percy Fawcett’in hikâyesini anlatıyor.
Yirminci asır başlarında “Amazonya” olarak bilinen ve Bolivya ile Brezilya aralarında olan topraklar ile ilgili bir sürü az birşey biliniyordu. “Kayıp Il Z”işte o bölgenin kâşiflerinden birinin hikâyesini anlatıyor. Kâşiflik ruhu ve ihtirasıyla alakalı bir film bu… Şayet her birşey, prestij arayan bir subayın hikâyesi olarak başlıyor.
David Grann’ın 2009’da yayımlanan “The Lost City of Z” isimli kitabından sinemaya uyarlanan film, Kuzeyindeki Okumaya devam et

Tahribat ve aksiyon şovu

Tahribat ve aksiyon şovu

Serinin en pahalı filmi olarak dikkat çeken “Transformers 5: Son Şövalye”(Transformers: The Last Knight), dünyayla aynı zamanda Ülkemiz’de de vizyona girdi. Başrollerinde Mark Wahlberg, Anthony Hopkins ve Laura Haddock’un oynadığı film yeniden görkemli bir aksiyon ve tahribat şovu sunuyor.
Transformers serisi, “akıllı ve şahsiyet sahibi makineler”fikrinden yola çıkar. Araba, uçak dahil olmak üzere her çeşit makineye dönüşme becerisi meydana gelen Transformer’lar, bir sürü kocaman oyuncaklardan farksızdır. Kaldı ki, Transformers 1984’ten itibaren bir oyuncak serisidir hem de. Michael Bay’in yönetmenliğinde 2007’de başlayan Transformers filmleriyse, bilimkurgunun suni zekâ temasını çocuksu bir naiflikle ele alırken serüven, savaş ve aksiyona ağırlık verir. Okumaya devam et

Erkek zorbalığına karsı

Erkek zorbalığına karsı

Güney Kore sineması deyince aklıma iştirak eden önce yönetmenlerdendir Chan-wook Park… Her filminde merak veren bir hemen yan vardır. Yalnızca saplantılar, kuvvet, marazi tutkular ve aşırılıklarla hudutlu değildir Chan-wook Park sineması. Filmlerinde cinsellik ve aşk da belirleyici bir oyun oynar. “Hizmetçi”, Park’ın ilgilendiği her şeyin bir araya geldiği bir film. Kuvvet örtük, cinsellik açık şekilde kullanılıyor. Sondaki bir oyun alanı/sahne haricinde, açık şiddete bir sürü koltuk verilmiyor. Bunun Için cevap, adam zorbalığının öyküye damga vurduğunu ifade etmek gerekmektedir. Üstelik tüm filmin adam iktidarına karşı verilen bir uğraş meydana geldiğini da…
Sarah Waters’ın “Fingersmith” (2002) isimli romanı, 19. asır Londra’sında geçiyor. Chan-wook Park ve Seo-kyeong Okumaya devam et

Fenerbahçe Kadıköy’de cinlerin gücüyle kazandı

Fenerbahçe Kadıköy’de cinlerin gücüyle kazandı

ÜLKEMİZDE bir birlik şeyleri tanımlamak hakikaten kolay değil. Hayat Bayanlar Bugünü’nde yaşananlar farklı ve utanç vericiydi. Yatıştırmaya sevincimiz de tam bir magandalık…Kadına şiddetin tavan yaptığı bir türkiye ve insanımız var. Mersin’de Özgecan’ın katledilmesinden ardından geçen zamanda 30’dan pek bayanın kuvvet görüp öldürüldüğü kaç ülke vardır? Basının, siyasilerin, sivil topluluk teşkilatlarının bu denli sahiplendiği Özgecan olayının sonrasında dalga geçer benzeri aşağı yukarıya altını çizen bir bayanın kocası, sevgilisi ya da gözü dönmüş birey müsvetteleri aracılığıyla bıçaklanmasına, kurşunlanmasına, dövülmesine şiddetin en ağırının uygulanmasına ne diyeceğiz?
Psikologlar, toplumsal bilimciler bu problemin cevabını aramaya çalışıyor. Ancak, sorun her geçtiğimiz gün hepten şiddetlenerek sayısal çokluk ve ebat kazanarak gündemdeki yerini savunuyor. Enbaşta demiştik, farklı bir ülkeyiz Okumaya devam et